** ‘Tamamen annem veya babam gibi mi olacağım?’**
‘Annem ve babamdan farklı biri olmak için mi çabalayacağım?’
'Ben nasıl ben olacağım?’
Yetişkinlerin çoğu, çocuklara ve gençlere
** ‘Büyüdüğünde ne olmayı hayal ediyorsun?’diye sorarlar. Çünkü yetişkinler, yetişkinlik telaşelerinin içinde yaşlanacaklarını ve yaşlandıklarında kendilerine sıkça soracakları sorunun ‘Ben bu hayatı ne için yaşadım?’****olacağını unutarak yaşarlar.**
Erikson, psikososyal gelişim kuramının yaşlılığa denk gelen sekizinci ve son evresini benlik bütünlüğüne karşı umutsuzluk olarak tanımlamaktadır. Yaşlılar bu evrede yaşantılarını geriye dönük gözden geçirmektedirler. Eğer ki birey, yaşamının dilediği gibi geçtiğini fark eder, yaşam amacını gerçekleştirdiğini derinden duyumsarsa benlik bütünlüğü kazandığı anlamına gelecektir. Fakat tam aksi ise Erikson, yoğun bir umutsuzluk duygusunun kişiyi kaplayacağını ifade etmektedir.
Erikson’un psikososyal gelişim kuramı çerçevesinden baktığımızda da hayatı benlik bütünlüğü kazanmak, kendimizi gerçekleştirmek için yaşıyoruz demek mümkündür. O halde neden çocuklara ve gençlere ‘Büyüdüğünde ne olmayı hayal ediyorsun?’ sorusu yerine ‘Büyüdüğünde kim olmayı hayal ediyorsun?’ diye sormuyoruz?
Cevabı çok açık. Çünkü yetişkiniz… Erikson’un psikoseksüel gelişim kuramının yetişkinliği temsil eden evresine bakıldığında ise bu yaşam döneminin temel meselesinin üretkenliğe karşı durağanlık olduğu görülmektedir. Yani yetişkinler, aile oluşturma konusundaki çaba ve girişimleriyle toplumsal yaşama, iş yerindeki üretkenlikleri ile ekonomik hayata katkı sağlama ve gelecek nesillere yatırım yapma telaşesi içindedirler. Yetişkinlerin bu yaşam dönemi ile evlat, öğrenci, arkadaş-dost vb. rollerine eş, ebeveyn, çalışan gibi yeni rollerin eklenmesi odaklandıkları durumların ve yaşamlarında hem zaman hem enerji harcadıklarını alanların değişmesine yol açmaktadır. Böyle olmadığında yetişkinin olumlu duygulanımlardan çok olumsuz duygulanımlar deneyimlemesi ve durağanlık yaşaması söz konusu olacaktır.
Anlayacağınız üzere, yetişkinlikte bireylerin kendilerini daha çok meslekleri ve sahip oldukları (iş, eğitim, sosyal statü, maddi varlıklar, hobiler, zevkler, içinde bulundukları sosyal çevre veya toplum kuruluşları) ile tanımlamaları bu yaşam döneminin getirilerindendir.
Bu durumun ebeveynlik stiline yansıması ise zaman zaman çocuklar veya gençler üzerinde baskıya neden olabilir. Ebeveyn, olumlu deneyimleri nedeniyle çocuğun kendi gittiği yoldan gitmesini arzuluyor ya da tam tersi olumsuz deneyimleri nedeniyle kendisinin zıttı bir yöne yönelmesini bekliyor olabilir. Her iki durumda da ebeveyn tarafından çocuğa açık veya gizil görevler verilmesi olasıdır. Böylelikle çocuğun kendini keşfetmesine ve gerçekleştirmesine alan tanınmayacaktır.
Peki nedir benlik bütünlüğü kazanmak? Kendini gerçekleştirmek ne anlama gelmektedir? Mutlu bir birey olmak mı? İyi biri olmak mı? İyi bir vatandaş, iyi bir evlat, iyi bir öğrenci, iyi bir arkadaş… Prestijli bir mesleğe sahip olmak mı? Hobiler ile meşgul olmak mı? Hepsi mi yoksa hiçbiri mi? Ebeveynlerden sıkça duyduklarımı mutlu olsun, iyi bir insan olsun, iyi bir akademik yaşantısı olsun, iyi bir mesleği olsun başlıkları altında toplayabilirim. Mutlu olsun ve iyi bir insan olsun noktasındaki naifliği ve iyi niyeti anlamakla beraber gerçekçi ve sağlıklı bulmadığımı söylemek durumundayım. Çünkü kendini gerçekleştirmek isteyen bireyin üzüntü, hayal kırıklığı, endişe, öfke, şaşkınlık, heyecan, çaresizlik, yalnızlık, yorgunluk gibi diğer birçok duyguyu tatması, tanıması, kabullenmesi, ayırt etmesi ve davranışları boyutunda baş etme mekanizmaları geliştirmesi gerekmektedir. Bu baş etme mekanizmalarından en kıymetlisi bazen ‘Hayır!’ diyebilmektir. Kendini gerçekleştirmek ve benlik bütünlüğü için yalnızca mutluluğa odaklanıp olumsuz duygulanımları ve bizi ne kadar geliştirdiğini yok saymamak; iyi bir insan olmakla çelişir mi acaba diye düşünerek gerektiğinde hayır demeyi ve sınırlarını korumayı atlamamak gerekmektedir.
İyi bir akademik yaşantısı iyi bir mesleği olsun noktasındaki endişeyi de anlamakla birlikte yeterli görmediğimi belirtmem gerekli. Çünkü yaşamda eğitimimiz ve meslek seçimlerimiz dışında sahip olduğumuz çokça rol vardır. Unutulmamalıdır ki tüm bu rollerimiz bir araya gelerek benliğimizi oluşturmaktadır.
Kendini gerçekleştirmek, benliğini oluşturan yaşamdaki tüm rollerini fark etmek, onlara ayırdığın enerji ve zamanı koşullara göre düzenleyebilmek, yaşamında olumlu ve olumsuz duygulanımların tümüne yer açarak uygun baş etme becerileri geliştirmektir. Yaşamda ‘ben’ olarak pozisyon almaktır.
Ebeveynler okul öncesi dönemden itibaren çocuklarının meslek de dahil olmak üzere tüm seçimlerine nasıl DESTEKolabilirler? Çocuklarının kendilerini gerçekleştirmeleri için nasıl alan tanıyabilirler?
- Ebeveynin iç görü sahibi olması:****
Ebeveynler öncelikle kendi seçimlerinde nelerin etkili olduğuna dönük iç görü sahibi olmalıdırlar. ‘İçinde yaşadığım sosyal çevre, dönem koşulları, yüceltilen meslek ve statüler, ailem, ebeveynlerimin tutumu, kardeş sayımız veya kaçıncı çocuk olduğum seçimlerimi nasıl etkiledi?’ ve ‘Seçimlerimi tüm bu faktörleri memnun etmek üzerine mi, bunların aksine gitmek için mi yoksa uygun yollarla destek alıp kendimi keşfettiğim için mi yaptım?’ sorularını cevaplamak ebeveynlerin iç görülerinin gelişmesini sağlayacaktır.
Ebeveynler, seçimleri veya seçim yollarının, çocuklarına açık veya gizil görevler verip vermediğini iyi tespit edebilmelidirler. Ebeveynlerin kendi üst kuşakları ile kurduğu ilişkiden bağımsız çocukları ile aralarında yeni bir destek mekanizması oluşturulmalıdır. Bu destek mekanizması, ‘Ben çektim o çekmesin.’ , ‘Biz çok zorlandık onlar üzülmesin.’, veya ‘Ben hiçbir şeyi kolay elde etmedim o da zorlansın.’ fikirlerinden tamamen ayrışmış olmalıdır. Unutulmamalıdır ki çocuklar, ebeveynlerinin yerine getiremediklerini tamamlayacak, hataları telafi edecek veya daha rahat hedefe ulaşsın diye yatırım yapılan kişiler, ebeveynlerinin bir uzantısı değildir. Onlar kendi yollarını çizme potansiyeline sahip bireylerdir. Anne-babasıyla kurduğu sevgi ve güven bağından sonra her çocuk bu kapasiteye sahiptir.
- Çocuğun ilgi ve becerilerinin ebeveyni tarafından objektif bir biçimde gözlemlenmesi:****
Ebeveynlerin yeteri kadar iç görü sahibi olmamaları objektif gözlemi oldukça zorlaştırmaktadır. Örneğin, kendi imkan bulamayıp piyano çalamayan ebeveyn sırf bu dürtüyle çocuğunun müziğe yetenekli olup olmadığının peşine düşebilmektedir. Kendisi matematikte iyi olan banka-finans sektöründe bir ebeveyn ya da fizikte iyi olan mühendis bir ebeveyn çocuğunun kendisi gibi bu alanlardaki becerilerinin iyi olduğunu düşünerek resim, müzik, heykel, drama, fotoğrafçılık, edebiyat gibi sanatın herhangi bir dalında çocuğunun gelişime ne kadar açık olduğunu fark etmeyebilmektedir.
Ebeveynler bu anlamdaki iç görülerini geliştirmenin yanı sıra, çocuklarının ilgi ve becerileri konusunda kendi düşünce ve duygularından bağımsız objektif hareket edip etmediklerini iyi analiz edebilmek için mutlaka öğretmenlerin objektif geri bildirimlerine başvurmalıdırlar. Çocukların eğilimlerinin, öğretmenler tarafından da objektif gözlemlenebilmesinde okulun eğitim modelinin buna müsaade ediyor olması ayrıca kritik bir unsurdur.
- Çocuğa farklı deneyim alanlarının sunulması:****
Ebeveynler, çocuklarına farklı alanlar sunmalı ve deneyim fırsatları yaratmalıdırlar. Bunun için ‘Oraya çocuklarla nasıl gideriz?’, ‘Çocuklar onca yola, kalabalığa nasıl dayanacak?’ ‘Ya tuvaletleri gelirse, ya acıkırlarsa, ya susarlarsa, ya kirlenirlerse, ya üşürlerse, ya yorulurlarsa?’ soru işaretlerini evde bırakarak çocuklarla beraber daha çok hayata karışmanız gerekmektedir. Hatırlamakta fayda var ki çocuklar bizi her açıdan şaşırtmaya programlanmış ve adaptasyon kapasiteleri oldukça gelişmiştir.
Ebeveynler spor, sanat, fen, doğa, dil, gibi farklı alanlarda çocuklarını manipüle edecek eğitim modellerine ve okullara yönelmelidirler. Okulun standart müfredatının dışında okul içinde veya dışında farklı kurslara çocuğun isteği doğrultusunda gitmesi oldukça faydalı olacaktır.
En önemlisi tüm bunları yaparken çocukların şıpsevdi olmalarına izin vermektir. Çocukların okul öncesi dönem ve ilkokul yıllarında neyi sevdiklerini anlamak adına vazgeçerek bir diğer seçeneğe yönelmeleri gerekmektedir.
- Çocuğun sosyal becerilerinin geliştirilmesi:
Tüm akademik bilgi birikim, ilgi ve yeteneğin haricinde çocuğun sosyal becerilerini geliştirecek ortam şarttır. Çünkü biliyor, yapabiliyor olmak ifade etme becerisi ile birleşmediğinde çocuk için zorlayıcı olacaktır. Ebeveynler çocukları için sosyal ve duygusal gelişim alanını önemseyen okullar tercih etmelidirler. Aynı zamanda çocuklarının sosyal ortamlarda kendilerini gözlemlemelerine de olanak tanımalıdırlar. Sosyal becerilerini geliştirmek, girişimci yanlarını desteklemek isterken fazla ısrarcı olmaktan kaçınmalıdırlar.
‘Büyüdüğünde kim veya ne olursan ol seni her daim seveceğim ve güveneceğim.’ diyen ebeveynlerin en içtenini yaptığına ve onların çocuklarının ‘Ben, benim.’ diyerek mutlaka kendini gerçekleştirmiş bir birey olacaklarına sonsuz inancımla…


